Assos’un Hafızası: Sultan Teyze Anlatıyor

Assos’un Hafızası: Sultan Teyze Anlatıyor

Bazı yerleri anlatmak için haritaya bakmak yetmez. O yerleri anlamak için orada doğmuş, büyümüş, taşını toprağını tanıyan birinin cümlelerine kulak vermek gerekir. Assos’u da en iyi, yıllardır burada yaşayanlar anlatır.

Sultan Teyze onlardan biri.

Doğma büyüme Assoslu. Bu topraklarda çocuk olmuş, gençliğini yaş evlerin arasında geçirmiş, zamanı da mevsimleri de burada öğrenmiş.

Bizim gençliğimizde de şimdiki gibi hep taş evler vardı diye başlıyor söze. Çocukluğumuz taşların arasında geçti. Kaleye gider, evcilik oynardık. Oyunlarımız bile bu toprakların içindeydi.

Bugün hayranlıkla gezilen antik kalıntılar, o zaman çocukların oyun alanıydı. Tarih günlük hayatın bir parçasıydı.

Kadırga Koyu’yla ilgili anlattıkları ise bugünün alışkanlıklarıyla bambaşka yerden bakmamızı sağlıyor.

‘Eskiden Kadırga Koyuna sadece kuma bacaklarımızı gömmek için giderdik’ Büyüklerimiz diz ağrılarına iyi gelir derdi. Saatlerce kumun içinde otururduk. Hem şifa diye inanılırdı hem de eğlencesiydi.

Deniz he zaman bu kadar yakın mıydı peki?

Aslında hayır.

Eskiden köylüler denizi pek görmezdi diye anlatıyor. Denizin dibinde yaşardık ama hiç kimse denize girmezdi.

Denizle ilişkisi olanlar vardı elbette ama o da keyif için değil, geçim içindi.

Balıkçılık yapılırdı, diyor Sultan teyze. Deniz ekmekti. Yüzmeye gitmek, sahilde vakit geçirmek gibi bir alışkanlık yoktu.

Assos’un sadece taşla denizle değil, ormanla da iç içe olduğunu hatırlatan bir detay anlatıyor.

Bir zamanlar meşe palamudu çok değerliydi. Toplanır, ambarlara taşınırdı. Her palamut sayılırdı. Bugün kimsenin dönüp bakmadığı şeyler, o zamanlar evin geçim kaynağıydı.

Sofralar da bugünkünden çok farklıydı.

Eskiden göce yemeği vardı diye anlatıyor. Buğday taş değirmende çekilirdi, her evde olurdu. Olmayanda komşudan rica ederdi. Çekilen buğday sütle kaynatılır, damlara serilip kurutulurdu. Sonra mantı, börek yapılırdı. Şimdi yapan yok.

Misafir geldiğinde sofraya konan yemekler ise sadeydi ama bereketliydi. Kurubaklagil olurdu, birde otlarımız olur tabi. Ne varsa o konurdu. Gösteriş yoktu ama bereket vardı.

Assos’a gelenlerin sıkça söylediği ‘zaman burada yavaş akıyor’ cümlesine ise Sultan Teyze başka bir yerden bakıyor: Zaman yavaş akmıyor aslında. Buralar daha sakin olduğu için insanlar öyle hissediyor. Gürültü yok, trafik yok, telaş yok…

Akropol’ e çıkınca bu hissin neden oluştuğunu da ekliyor, denizi görüyorsun, dağı görüyorsun, güneşi görüyorsun. Belki de o manzara insanın içini yavaşlatıyor.

Zamanla ilgili en sahici cümlesi sessizce geliyor, gençken zaman akmıyordu belki. Günler uzundu. Şimdi yaşlandım, zaman daha hızlı akıyor. Bir bakmışsın gün bitmiş.

Son olarak mevsimleri anlatan küçük ama detaylı bir şey paylaşıyor.

Leylek kayası vardı. İlk leylekler oraya gelirdi. Biz de bakar leylekler geldi derdik. Mevsim değişti mi oradan anlardık.

Bugün takvimlere, hava durumuna, saatlere bakıyoruz. O zaman doğa yeterliydi.

Sultan Teyze’nin anlattıkları bize şunu hatırlatıyor:

Assos sadece bir manzara değil.

Assos, yaşayan bir hafıza.

Ve bu hafıza, anlatıldıkça değerlidir.