Tatilden döndüğümüzde telefonumuzda yüzlerce fotoğraf oluyor. Denizi çekmişiz, masayı çekmişiz. Gün batımını bir kere çekmek yetmemiş, birkaç dakika arayla yeniden çekmişiz. Kahvaltı tabağının fotoğrafı var, yola çıkmadan önce çekilen fotoğraf var, sahilde yürürken çekilen var...
Athena Tapınağı'nı görmek, Behramkale'nin taş sokaklarında yürümek. Antik Kent'i gezmek, Antik Liman'a inmek, Kadırga Koyu'nun deniziyle tanışmak... İlk geliş biraz merakla geçer.
Ağustosun parlak ve güçlü güneşi biraz yumuşamaya başlamış, günün ilk ve son saatlerinde ışığın rengi değişmiş, taş duvarların üzerine düşen sarı tonlar daha belirgin hale gelmiştir. Zeytin ağaçlarının arasından süzülen güneş başka, denizin üzerinde uzayan ışık başka görünür.
Çanakkale' de öyle bir su var ki, adı ilk duyulduğunda insan ister istemez durup bir kez daha soruyor. Çanakkale'nin Ezine ilçesinde bulunan Kestanbol Kaplıcaları, gerçekten de uzun yıllardır halk arasında ''Ölü Dirilten Su'' adıyla anılıyor.
Assos'a geldiğinizde manzaranın başka türlü olduğunu fark edersiniz. Burada sahnenin başrolünde palmiyeler değil; zeytin ağaçları, makiler, çamlar, taşlık yamaçlar ve Kuzey Ege'nin kendine özgü bitki örtüsü vardır.
Deniz tatili denildiğinde akla ilk olarak masmavi koylar, güneşli günler ve uzun yüzme molaları gelir. Ancak birkaç gün geçtikten sonra birçok kişinin fark ettiği küçük değişiklikler olur.
Total Blog Posts: 220