Bazı yerler vardır, ilk gördüğünüz anda güzel dersiniz ve geçersiniz. Bir de bazı yerler vardır... nedenini tam açıklayamazsınız ama içinizde bir yere dokunur. Assos Antik Kenti tam olarak böyle bir yer. Buraya gelenlerin çoğu aynı şeyi söylüyor: Burası farklı. Ama kimse bu farkı tek bir cümleyle anlatamıyor. Belki de bu yüzden Assos’un efsanesi, anlatılan bir hikayeden çok hissedilen bir şey.
Bazı yerler ilk bakışta etkiler. Assos ise yavaş yavaş içine işler. Tepede, denize karşı duran Athena Tapınağı, aşağıda koylar, berrak su… Arada taş sokaklar ve zeytin ağaçları…
Bazı yerler vardır, sadece gezilmez. Bir şekilde insanın içinde kalır. Assos’ta bunlardan biri. Buraya ilk kez gelen herkes önce denizi fark eder. Sonra taş evleri, zeytin ağaçlarını, rüzgarı… Ama biraz zaman geçtikten sonra şunu anlarlar: Assos sadece bir tatil rotası değil, aynı zamanda bir deneyimdir.
Assos’ta akşamın gelişi yavaş olur. Gün boyu turkuaz görünendeniz, güneş ufka yaklaşırken ağır ağır koyulaşır. Sahildeki hareket azalır, rüzgar hafifler ve Kadırga Koyu’nun o tanıdık sakinliği gelir. Güneşin telaşı bittiğinde geriye yalnızca denizin sesi ve ufuk çizgisi kalır.
Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına Athena Tapınağı, antik liman ve Behramkale’nin taş sokakları gelir. Ancak bu küçük Ege yerleşimi, yüzeyde görünenin çok daha ötesinde bir tarihe sahiptir. Assos’un geçmişi sadece antik kalıntılarla değil, felsefeden ticarete, jeolojiden mimariye kadar birçok farklı hikayeyi içinde barındırır.
Assos kıyısında gün batımına doğru denize baktığınızda, ufuk çizgisinin hemen üzerinde başka bir ülkenin varlığını çıplak gözle görebilirsiniz. Midilli Adası. Hava açıksa, gün batımı çökerken karşı kıyının ışıkları da tek tek belirmeye başlar. O an hissedilen şey yalnızca bir manzara estetiği değil, daha çok sınırda olma duygusudur.
Total Blog Posts: 167