Son yıllarda ‘Blue Zone’ yani ‘Mavi Bölge’ kavramı sıkça konuşuluyor. Bu terim dünyada insanların ortalamadan daha uzun ve sağlıklı yaşadığı bölgeler için kullanılıyor. Bu yerlerden biri de Ege’ deki Ikaria adası. Peki karşı kıyıda duran Assos için böyle bir benzetme yapmak mümkün mü?
Assos’ta denize baktığınızda ilk fark edilen şey suyun berraklığı, maviliğidir. Aşağılara bakarsanız kayaların arasında başka hayat dikkatinizi çeker. Denizle karanın tam sınırında, dalgaların ulaşıp çekildiği o dar hatlara tutunmuş deniz fasulyeleri.
Behramkale’nin taş sokaklarında yürürken ilk dikkat çeken şey mimaridir. İkincisi manzara. Ama asıl hikaye çoğu zaman gözümüzün önündekiler değil de, tezgahın arkasında, avlunun içinde saklıdır. Bu köyün dönüşümünde en görünmez ama en güçlü rol kadınlara aittir.
Assos kıyısında gün batımına doğru denize baktığınızda, ufuk çizgisinin hemen üzerinde başka bir ülkenin varlığını çıplak gözle görebilirsiniz. Midilli Adası. Hava açıksa, gün batımı çökerken karşı kıyının ışıkları da tek tek belirmeye başlar. O an hissedilen şey yalnızca bir manzara estetiği değil, daha çok sınırda olma duygusudur.
Assos’a ilk gittiğimde balığın bu kadar övülmesini biraz abartı sanmıştım. Sonuçta balık balık balıktır diye düşünüyordum. Ama ilk akşam Assos Park Hotel’ de yediğim sade bir levrek, fikrimi tamamen değiştirdi. Tadı mükemmeldi. Et dokusu daha sıkıydı. Ağızda dağılan değil, diri kalan bir lezzet vardı.
Assos, Kuzey Ege’nin en büyüleyici köşelerinden biri olan Behramkale’nin hemen altında yer alan antik bir liman ve koylar bütünü. Tarihi Athena Tapınağı’nın tepesinden bakınca masmavi suları herkesin aklına aynı soru gelir. Bu sularda dalmak nasıl bir deneyim olur?
Total Blog Posts: 160