Sessizliğin Turizmi: Dünyada Yükselen Yeni Tatil Anlayışı

Sessizliğin Turizmi: Dünyada Yükselen Yeni Tatil Anlayışı

En son ne zaman gerçekten sessiz kaldın?

Ama gerçekten… Telefonun titremediği, bir arka ekranın parlamadığı, arka planda bir şeylerin çalmadığı bir an.

Çoğumuz için sessizlik artık nadir bir durum. Evde televizyon açık. Sokakta trafik sesi. Telefonda bildirimler. Sosyal medyada sürekli bir akış… Günün sonunda yoruluyoruz ama neden yorulduğumuzu tam olarak anlamıyoruz. Çünkü bu fiziksel değil, zihinsel bir yorgunluk.

Eskiden tatil denince akla eğlence gelirdi. Kalabalık plajlar, yüksek müzik, dolu programlar. Şimdi ise herkes başka bir şey aramaya başladı. Daha az ses, daha az uyaran, daha az koşuşturma.

Dünyada son yıllarda dikkat çeken bir eğilim var. İnsanlar sessizliğe yönelmeye başladı.

İskandinav ülkelerinde orman içinde konuşmadan yapılan yürüyüşler düzenleniyor. Japonya’da bazı tren vagonları özellikle sessiz yolculuk için ayrılıyor. Avrupa’nın bazı köylerinde ise telefon sinyalinin zayıf olması özellikle tercih edilen bir özellik haline gelmiş durumda. İnsanlar artık en popüler olan yerlere değil en sakin yerlere bakıyor.

Çünkü gürültü sadece kulaklarımızı yormuyor, zihnimizi de yoruyor. Sürekli bir şeylere cevap vermek, bir şeyleri takip etmek, bir şeyleri kaçırmamak… Beyin hiç durmuyor. Durmadıkça da bir türlü verimli dinlenme olmuyor.

Sessizlik ise ilk başta garip geliyor. Hatta bazı insanları rahatsız bile edebiliyor. Çünkü alışık değiliz. Ama bir gün sonra her şey değişiyor. Nefes yavaşlıyor, düşünceler toparlanıyor, insan çevresine bakmaya başlıyor. Rüzgarın sesini, dalganın kıyıya çarpışını fark ediyor. Normalde dikkat edilmeyen küçük şeyler anlam kazanmaya başlıyor.

Belki de bu yüzden artık insanlar gürültüden kaçmak için tatile çıkıyor.

Bazı yerler sessizdir. Ama bazı yerler insanı sessizleştirir. Aradaki fark ince ama önemlidir. Bir yerde ses olmayabilir ama zihnin hala kalabalık olabilir. Asıl mesele dışarının susması değil, içinin yavaşlaması.

Assos gibi yerler tam da bu yüzden farklı bir his bırakır. Sabah erken saatte sahile indiğinizde kimse yoktur. Ayaklarınızın altındaki küçük taşların sesi bile duyulur. Cam gibi deniz, uzakta bir kuş sesi… O kadar

Taş sokaklarda yürürken kimse sizi acele ettirmez. Bir yere yetişme telaşı yoktur. Saatin kaç olduğu çok da önemli değildir. Gün doğumu yavaş olur, gün batımı uzun sürer.

Tatilden yorgun dönen çok insan var. Görülecek her yeri gömüş, yapılacak her şeyi yapmış ama dinlenememiş… Oysa bazen en iyi tatil daha az plan yapmaktır. Daha az koşuşturmaktır. Daha az paylaşmak… Hatta bazen hiç fotoğraf çekmemek.

Sessizliğin turizmi tam olarak bu, gösterişsiz bir kaçış. Gürültüden uzaklaşma isteği. Biraz durma, biraz dinlenme, biraz da kendini toparlama ihtiyacı.

Belki de artık yeni yerler görmekten çok, içimizi susturabileceğimiz yerlere gitmek istiyoruz.

Belki de tatil dediğimiz şey kalabalığa karışmak değil, kendimize yaklaşmak.

Ve belki de en büyük konfor yüksek sesli müzikler değil… Sabah dalga sesleriyle uyanmaktır.

Assos Park Hotel de tam bu sakin atmosfer içinde yer alıyor. Geniş bahçesi, denize yakın konumu ve doğayla iç içe yapısıyla misafirlerine gerçekten dinlenebilecekleri bir ortam sunuyor. Sabahları bahçede içilen bir kahve, gün içinde deniz keyfi ve akşamları Ege mutfağının sade lezzetleri… Belki de sessizliğin turizmi tam olarak böyle bir yerde anlam kazanıyor.

Bazen en iyi tatil, en çok şeyi yaptığımız değil, en çok dinlendiğimiz tatilidir.