Bazı tatiller son anda planlanır. Ama bazı yerler vardır son dakikaya bırakılmaz. Assos da onlardan biri. Çünkü burası kalabalıkların ortasında karar verilecek bir yer değil, önceden hayal edilip, zamanı geldiğinde yaşanacak bir yer.
Prof. Dr. Nurettin Arslan ile Assos’un geçmişine, keşiflerine ve bilinmeyen yönlerine dair değerlendirmelerinde kentin yalnızca bir ören yeri değil; bütüncül bir şehir olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; Assos’un bilinmeyen yönlerini, en heyecanlı keşifleri ve bu kadim kenti özel kılan detayları konuştuk.
Assos’a gelmeden önce çoğu insanın aklında ayı soru olur. Nerede kalacağız? Ama Assos’a geldikten sonra bu soru yavaş yavaş değişir. Çünkü burada kaldığınızın yanı sıra, nasıl hissettiğinizdir.
Kadırga Koyu sadece bir plaj değil. Etrafı ile bir bütün. Bir yanda Ege Denizi, bir yanda zeytinlikler, birkaç kilometre yukarıda ise Assos Antik Kenti… Bugün bu Mavi Bayraklı deniziyle doğa tutkunlarını, geniş taşlı, çakıllı plajıyla aileleri, antik tiyatro ve Athena Tapınağı’na birkaç dakikalık mesafesiyle de tarihe meraklı olanları da aynı anda ağırlıyor.
Bazen tatil, sadece bir yer değiştirmek değil; biraz yavaşlamak biraz da kendimize dönmektir. İstanbul’un, Ankara’nın ya da herhangi bir şehrin gürültüsünden uzaklaşıp, denizin ve tarihin iç içe geçtiği o sakinliğe karışmak isterseniz, yolunuz bir şekilde Assos’a düşer.
‘Git gidebildiğin yere… ‘der Orhan Veli Kanık. Bazen gerçekten de öyle olur. İnsan nereye gideceğini tam bilmez… Ama gitmesi gerektiğini hisseder. Ve bazı yerler vardır, o hisle çağırır. Assos gibi.
Total Blog Posts: 179