Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak tepede yükselen Athena Tapınağı gelir. Oysa tapınaktan aşağı doğru baktığınızda gözünüze çarpan o küçük, taş evlerle çevrili koy Assos Antik Liman.
Assos’a her gittiğimde, sanki ayaklarım otomatik olarak o taşlı patikalara yöneliyor dediğinizi duyar gibiyim. Behramkale’nin dar sokaklarından çıkıp antik kentin girişine vardığında, zihnindeki tüm sesle susuyor ve sadece doğa ve sen baş başa kalıyorsun. Burada yürüyüş yapmak sadece atım atmak değil, binlerce yıllık bir hikayenin içinde olmak gibi. Burada yürümek zamana karışmak gibi. Assos’ta yapılan trekking ve hiking rotaları tam olarak böyle bir deneyim sunar.
Kış aylarının sakinliği geride kaldı. Assos yine yerinde, deniz yine aynı mavilikte; ama, artık sahilde dinlenmeye gelmiş, gülen eğlenen insanlar var. Sabah kahvaltılarında sohbetler uzuyor, gün batımında kıyıda bekleyen insanlar çoğalıyor. Nisan’la birlikte sezon başladı, kapılar açıldı ve Assos Park Hotel yeniden misafirlerini ağırlamaya başladı.
Bazı yerle vardır, kapandığında bile tamamen kapanmış sayılmaz. Kış boyunca sessizleşir, yavaşlar, içine çekilir. Duvarlar soğur, bahçe dinlenir. Deniz her zamanki gibi orada olmaya devam ediyordu. Her şey biraz sessiz, biraz beklemede…
Kış bazı yerleri sessizleştirir, bazı yerleri ise gerçek haline döndürür. Assos kış gelince kapanan değil sadeleşen yerlerden biridir. Yazın kalabalıkla paylaşılan manzara, kışın neredeyse yalnızca sana kalır. Rüzgar, deniz ve taş ilk kez bu kadar net olur. Bu yüzden Assos’ta kış, bir mevsim değil, bir hal değişimidir.
Ezine peyniri, yalnızca bir kahvaltılık değil, sabırla, emekle yapılan bir lezzettir. Bugün sofralarımızda severek tükettiğimiz bu peynirin arkasında, aylar süren bir üretim süreci, aceleye gelmemesi.
Total Blog Posts: 160