Aralık ayı geldiğinde Assos bambaşka bir yere dönüşür. Yazın kalabalık olan Kadırga Koyu sessizleşir. Sahildeki şezlonglar toplanmıştır., restoranların bir kısmı kapanmıştır, sokaklarda artık yazın o hareketli adımlar yoktur. Rüzgar biraz daha sert eser, denizin rengi biraz daha koyulaşır.
Yoganın kökeni binlerce yıl öncesine, Hindistan’a kadar uzanıyor. Bugün ise dünyanın birçok yerinde milyonlarca insanın günlük hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Kimileri için bir egzersiz, kimileri için zihin sakinleştiren bir pratik… Ama çoğu kişi için yoga hayatın içinde kısa bir durma fırsatı.
Sabah yürüyüşü sonrası kısa bir yüzme, öğle saatlerinde serin bir mola ve akşamüstü tekrar denize girmek… Denizin berraklığı her ay da olduğu gibi bu ay da oldukça dikkat çekicidir. Kuzey Ege’nin temiz suları sayesinde sahilden birkaç metre açıldığınızda bile denizin altını net bir şekilde görebilirisiniz.
Assos’a gelen birçok kişi ilk günlerde klasik tatil anlayışları ile hareket eder. Hızlı planlar yapılır, görülmesi gereken yerler listelenir, her günün programı hazırlanır. Ama Assos birkaç gün sonra misafirlere öğretir ki burada bazı şeyleri yapmamak, aslında tatilin en güzel kısmıdır.
Assos ve çevresi yalnızca tarihi ve deniziyle değil, aynı zamanda mutfağıyla da oldukça zengin bir bölgedir. Assos’ta gezerken bazen bir zeytinyağı, bazen bir peynir, bazen de adını daha önce hiç duymadığınız bir tatlıyla karşılaşabilirsiniz.
Assos’ta sabah kahvaltısında tabağınıza gelen otlu gözleme yalnızca sıcak bir hamur işi değildir. İçindeki her malzeme toprağın bir parçasıdır. Radika, arapsaçı, şevketi bostan ya da mevsimine göre toplanan diğer yabani otlar.
Toplam Blog Yazısı: 86