Bazen haritalarda ismi küçük yazılmış bir köyün yakınında, bazen zeytin ağaçlarının arasındaki eski bir patikanın sonunda, yıllardır sessizce ayakta duran yapılarla karşılaşırsınız.
Temmuz ayı Assos’ta yazın en canlı dönemlerinden biridir. Gün içinde sahiller hareketlenir, koylar dolmaya başlar ve güneş kendini iyice hissettirir. Ancak Assos’u gerçekten özel yapan, zaman çoğu kişinin henüz uyanmadığı sabah saatleridir.
Bazı tatiller vardır; sadece denize girersiniz. Bazılarında ise denizin altındaki dünyayı da keşfetmeye başlarsınız. Assos ve özellikle Kadırga Koyu, şnorkelle dalışa ilk kez başlayacaklar için oldukça keyifli bir ortam sunuyor.
Bazı koylar vardır ki yol tabelalarında adını görmezsiniz. Bazı kıyılar vardır ki arabayla ulaşmak neredeyse mümkün değildir. Kayalıkların arkasına saklanmış küçük koylar, yalnızca denizden yaklaşınca ortaya çıkar. İşte bu yüzden Assos’u gerçekten keşfetmek isteyenler için tekneyle yapılan küçük yolculuklar bambaşka bir deneyim sunar.
Assos bir tek noktadan oluşmuyor. Antik Liman var, Behramkale köyü var, çevrede farklı koylar var... Ama konu denize yakın olmak, rahat bir tatil yapmak ve sabah kapıyı açınca Ege havası hissetmek olduğunda birçok kişinin rotası aynı yere çıkıyor: Kadırga Koyu.
Sabahın ilk ışıkları mı? Yoksa gün batımının o altın rengi mi? İşin ilginci, bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü Kadırga Koyu’nda gün aslında iki farklı hikaye anlatır. Biri sabah başlar, diğeri ise akşam biter... ve ikisi de bambaşka hissettirir.
Toplam Blog Yazısı: 190