Meteoroloji Mühendisi Hüseyin Öztel’in değerlendirmeleri. Assos ve çevresinin hava karakteri, bölgeyi ziyaret eden bir çok kişinin dikkatini çeker. Özellikle yaz aylarında hissedilen ferahlık ve rüzgarın karakteri, bölgenin coğrafi yapısı ile doğrudan ilişkilidir.
İlkbahar geldiğinde Assos bambaşka bir yüzünü gösterir. Kışın rüzgarla sertleşen doğa yavaş yavaş uyanır, zeytin ağaçlarının arasında yeni yeşil tonlar belirir ve toraklar küçük renklerle dolmaya başlar. Mor çiçekler, sarı papatyalar, kırmızı gelincikler ve yabani otlar Assos’un taşlı arazisini adeta doğal bir tabloya döner.
Assos ve çevresi yalnızca tarihi kalıntıları, taş sokaklar ve eşsiz manzarasıyla değil, aynı zamanda zengin mutfak kültürüyle dikkat çeker. Assos’ta yemek kültürü doğayla iç içe geçmiş bir yaşamın parçasıdır. Sofralarda genellikle zeytinyağı, taze sebzeler, yabani otlar bulunur.
Assos’ta tatil yapanların çoğu bir noktada aynı şeyi düşünür. Buraya kadar gelmişken Kaz Dağları’nı da görsek mi? Cevap net: Kesinlikle evet. Çünkü Assos ile Kaz Dağları arasındaki mesafe düşündüğünüzden çok daha kısa. Ve bu kısa yolculuk, sizi bambaşka bir doğanın içine götürür.
Son yıllarda dünyada ilginç bir kavram konuşulmaya başladı. Niksen. Kelime Hollanda’dan geliyor. Anlamı ise oldukça basit ama modern hayat için oldukça radikal: Hiçbir şey yapmamak. Ama gerçekten hiçbir şey.
Kaz Dağları Türkiye’nin en zengin bitki çeşitliliğine sahip bölgelerinden biridir. Dağlarda yüzlerce farklı bitki türü bulunur. Özellikle çam, meşe ve zeytin ağaçları gibi yoğun yeşil örtü, gün boyunca fotosentez yoluyla oksijen üretir ve havanın kalitesini arttırır. Bu nedenle burası uzun yıllardır ‘bol oksijenli’ bir doğaya sahip olmasıyla bilinir.
Toplam Blog Yazısı: 160