Assos’ta tatil yapanların çoğu bir noktada aynı şeyi düşünür. Buraya kadar gelmişken Kaz Dağları’nı da görsek mi? Cevap net: Kesinlikle evet. Çünkü Assos ile Kaz Dağları arasındaki mesafe düşündüğünüzden çok daha kısa. Ve bu kısa yolculuk, sizi bambaşka bir doğanın içine götürür.
Bazı yerler vardır, sadece gezilmez. Bir şekilde insanın içinde kalır. Assos’ta bunlardan biri. Buraya ilk kez gelen herkes önce denizi fark eder. Sonra taş evleri, zeytin ağaçlarını, rüzgarı… Ama biraz zaman geçtikten sonra şunu anlarlar: Assos sadece bir tatil rotası değil, aynı zamanda bir deneyimdir.
Bazı ağaçlar sadece gölge vermez. Bazıları bir zamanlar bir bölgenin kaderini belirler. Assos’un çevresindeki tepelerde, zeytin ağaçlarının arasında sessizce yükselen palamut meşeleri de tam olarak böyle ağaçlardır. Bugün çoğu insan onların yanından fark etmeden geçip gider. Oysa bir zamanlar bu ağaçlar, Ege’nin en değerli doğal kaynaklarından biri olarak görülüyordu.
Assos’u ziyaret eden birçok kişi önce manzarayı fark eder. Athena Tapınağı’nın bulunduğu tepenin üzerinden Ege Denizi’ne bakarken ufukta Midilli Adası görünür, aşağıda taş evler ve antik surlar. Bu manzara yalnızca güzel bir Ege kasabasını değil, binlerce yıllık tarihin izleri vardır.
Bazı gün batımları diğerlerinden biraz daha farklıdır. Gökyüzü yine turuncuya döner, deniz yine sakinleşir ama insan o akşamın biraz daha uzun sürdüğünü hisseder. Assos’ta sezonun son günlerinde böyle bir duygu olur.
Assos denince çoğu kişinin aklına ilk olarak deniz, taş sokaklar, antik kalıntılar ve zeytin ağaçları gelir. Oysa bu bölgenin fark edilmeyen bir başka yönü vardır. Kuşlar… Sabahın erken saatlerinde deniz kıyısında yürürken, zeytin ağaçlarının arasından gelen kanat seslerini duyabilir ya da gökyüzünde süzülen bir göç sürüsünü izleyebilirsiniz. Assos ve çevresi, doğayla ilgilenenler için sessiz ama oldukça zengin bir kuş gözlem alanıdır.
Total Blog Posts: 160