Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına Athena Tapınağı, antik liman ve Behramkale’nin taş sokakları gelir. Ancak bu küçük Ege yerleşimi, yüzeyde görünenin çok daha ötesinde bir tarihe sahiptir. Assos’un geçmişi sadece antik kalıntılarla değil, felsefeden ticarete, jeolojiden mimariye kadar birçok farklı hikayeyi içinde barındırır.
8 Mart, dünyanın birçok yerinde kadınların emeğini ve mücadelesini hatırlamak için önemli bir gün. Ama bazı yerlerde kadın emeği yalnızca bir gün değil, hayatın her günü hissedilir.
Sabah yürüyüşü sonrası kısa bir yüzme, öğle saatlerinde serin bir mola ve akşamüstü tekrar denize girmek… Denizin berraklığı her ay da olduğu gibi bu ay da oldukça dikkat çekicidir. Kuzey Ege’nin temiz suları sayesinde sahilden birkaç metre açıldığınızda bile denizin altını net bir şekilde görebilirisiniz.
Temmuz ayı Ege’de en canlı, en parlak dönemidir. Güneş daha dik, deniz daha berrak, akşamüstü ışığı daha altın renklidir. Ancak bazı yerlerde Temmuz kalabalık ve yorucu olabilir. Ancak Kuzey Ege ‘de ise daha farklı bir ritim vardır.
Havada Ege’nin o tanıdık tuzlu kokusu, rüzgarda hafif bir zeytin dalı hışırtısı. Kışın sessizliği yavaş yavaş dağılıyor, Behramkale’nin taş yolları, Athena Tapınağı’nın sütunları, Kadırga Koyu’nun mavi suları uyanıyor. Hadi sezon başlasın.
Assos Antik Kenti’nin en etkileyici ve en iyi korunmuş kalıntılarından biri kesinlikle surlardır. Assos surları kente yaklaşırken insanın ilk fark ettiği yapılardan biridir. Surların büyük bir bölümü M.Ö. 4.yüzyıla dayanır. Kenti çepeçevre saran 3200 metreye varan uzunluğunda ve yer yer 20 metreye varan yüksekliğinde bir duvar olarak günümüze kadar gelmiştir. Manzarası Athena Tapınağı kadar etkileyicidir.
Total Blog Posts: 160