Assos’un Derinliklerine Yolculuk

Assos’un Derinliklerine Yolculuk

 Prof. Dr. Nurettin Arslan ile Assos’un geçmişine, keşiflerine ve bilinmeyen yönlerine dair değerlendirmelerinde kentin yalnızca bir ören yeri değil; bütüncül bir şehir olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; Assos’un bilinmeyen yönlerini, en heyecanlı keşifleri ve bu kadim kenti özel kılan detayları konuştuk.

Hocam, uzun yıllardır Assos kazılarında çalışıyorsunuz. Sizin için Assos zamanla bir kazı alanından daha fazlasına dönüştü mü?

Assos örenyerinin bir destinasyon merkezi haline gelmesi, hiç şüphesiz Hüseyin Katırcıoğlu’nun 1990’lı yıllarda düzenlediği uluslararası festivaller ve limandaki
Osmanlı dönemi palamut depolarının restore edilerek otellere dönüştürülmesiyle gerçekleşmiştir. Benden önceki değerli hocamız Prof. Dr. Ü. Serdaroğlu’nun Athena
Tapınağı’nı kısmen ayağa kaldırması ve tiyatrodaki onarım çalışmalarının ardından  konserlerin organize edilmesi, bu sürece önemli bir ivme kazandırmıştır.
2006 yılından sonra imkanların artmasıyla birlikte kentte uzun süreli kazılar gerçekleştirilmiş; ana caddeler boyunca uzanan yapıların açığa çıkarılması ve gezi güzergâhının kapsamlı şekilde düzenlenmesi sayesinde ziyaretçilerin, Athena Tapınağı dışındaki bir şehir devletine ait tüm kamu yapıları, konutlar, sur duvarları ve nekropolis alanlarını daha iyi algılamaları mümkün hâle gelmiştir.

Önümüzdeki yıllarda, projesi onaylanmış olan tiyatronun eksik bölümlerinin tamamlanmasına yönelik restorasyon çalışmalarının hayata geçirilmesiyle, Ege
Bölgesi’nde antik bir tiyatroda festival ve konserlerin düzenlenmesi mümkün olacaktır.
Bunun dışında, kentin önemli yapılarının kısmen ayağa kaldırılmasına yönelik projelerimiz de bulunmaktadır.

Assos kazılarında sizi en çok heyecanlandıran keşif hangisiydi? O anı biraz anlatabilir misiniz?


Kazı sırasında bizleri heyecanlandıran çok sayıda anım var. Bunlardan birkaçını sizinle paylaşabilirim. İlki, nekropoliste 5/6 metre kalınlığındaki toprak dolgusunun altında, daha önce gömü yapılmadığı düşünülen bir noktada yürütülen kazı sırasında
ortaya çıkarılan, etrafı duvarla çevrili ve yaklaşık 25 kişinin gömüldüğü bir aile mezarlığıdır. Bu mezarlıkta yer alan buluntular, özellikle Hellenistik Dönem ölü gömme geleneklerinin yanı sıra, adak yeri işlevini de en iyi yansıtan verileri sunmuştur. Bir diğer önemli keşif ise Assos’taki yaşamın Paleoliti Dönem’ e kadar uzandığını gösteren taş aletlerin bulunmasıdır.

Assos’a gelen ziyaretçiler genellikle Athena Tapınağı’nı ve manzarayı görür.

Arkeolog gözüyle bakıldığında Assos’un en önemli ama en az fark edilen yeri sizce neresi?

Assos hiç şüphesi Hellenistik Dönem polislerinden (şehir devleti) için en iyi korunmuş örnek olarak kabul edilmektedir. Assos, nekropolisi, sur duvarları, gymnasion, agora, tiyatro, liman ve akropolisi ile polisin tüm unsurlarının görülebileceği ve bir şehrin algılanması için ideal bir merkezdir.

Aristoteles’in bir dönem Assos’ta yaşamış olması bu kentin tarihinde çok özel bir yer tutuyor. Sizce Assos’un Aristoteles için önemli bir merkez haline gelmesinin sebebi ne olabilir?

Aristoteles, MÖ 347/345 yılları arasında, Assos–Atarneus bölgesini yöneten tiran Hermias’ın daveti üzerine Assos’a gelmiştir. Hermias, bir dönem Platon’un

Akademisi’nde eğitim görmüş ve bu sırada Aristoteles ile yakın bir dostluk kurmuştur.
Aslında o yıllarda Assos, filozoflar için çok cazip bir kent değildi. Aristoteles’in Assos’a gelmesinde iki önemli neden ileri sürülebilir: Bunlardan ilki, çok sevdiği dostu Hermias’ın daveti; ikincisi ise Aristoteles’in babasının ölümünden sonra velisi olan eniştesi Proksenos’un Atarneuslu olmasıdır. Bu nedenle Aristoteles’in çocukluk yıllarında da bu bölgeye gelmiş olabileceği düşünülmektedir.

MÖ 345 yılında Hermias’ın Pers kralının emriyle tutuklanarak İran’a gönderilmesi üzerine Aristoteles ve Platon’un diğer öğrencileri Assos’tan ayrılmışlardır. Filozofların kentten ayrılmasının ardından, Assos’ta onların varlığına ilişkin herhangi bir kanıta rastlanmamaktadır.


Kazılar sırasında bazen çok küçük bir buluntu bile büyük bir hikâye anlatabilir.
Assos’ta sizi en çok etkileyen küçük ama anlamı büyük bir buluntu oldu mu?

Assos’taki kazılarda bizleri en çok etkileyen buluntular genellikle mezarlardan gelmektedir. Ancak tek başına estetik açıdan güzel bir buluntu, çoğu zaman sınırlı bilgi sunar. Buna karşılık, kent yaşamına ışık tutan bir yazıt ya da iyi korunmuş bir yapı ve içindeki buluntular, kentin belirli bir dönemine dair çok daha kapsamlı veriler sağlayabilir. Örneğin, agoranın doğu kenarında yer alan Bouleuterion (meclis) binasının önünde ele geçen ve bu yapıyı yaptıran kişinin adını ile yapının “bouleuterion” olarak adlandırıldığını açıkça belirten yazıt, benim için son derece önemli bir keşifti. Bu tür yapılarda adının ön cephede yer aldığı örneklerin oldukça sınırlı olması, bu buluntuyu daha da değerli kılmaktadır. Ayrıca söz konusu yazıt, Assos bouleuterionunun bugüne kadar ileri sürüldüğü gibi MÖ 2. yüzyıla değil, daha erken bir tarihe, yani MÖ 350 sonrasına ait olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgu, Assos bouleuterionunun Anadolu’daki en eski meclis binalarından biri olduğuna dair ilk kesin kanıt niteliğindedir.


Assos, Antik Çağ’dan Bizans dönemine kadar uzun süre yaşamın devam ettiği bir yer. Sizce bu kenti yüzyıllar boyunca yaşanabilir kılan en önemli faktör neydi?
Assos çevresine bakıldığında, kentin kuzeyinde Tuzla Çayı (antik adıyla Satneios) kıyısındaki sınırlı tarım alanları dışında, bölgenin dağlık olduğu ve değerli madenler ile zengin orman varlığı bakımından yetersiz kaldığı görülmektedir. Buna karşın,
akropolisin güneyinde dalgakıranlarla oluşturulmuş iki liman, Edremit Körfezi’nde antik çağda rüzgarlı havalarda gemilerin sığınabildiği ve demir atabildiği önemli noktalardı. Kenti öne çıkaran unsurların başında gelen bu limanlar, deniz ticaretinde önemli birer uğrak yeri olmuştur. Ayrıca Assos çevresindeki Lamponeia ve Gargara gibi yerleşimler ile bu bölgelerin gerisinde üretilen tarım ve hayvansal ürünler, ihracat için Assos limanını kullanmıştır. Assos’u öne çıkaran ve kalıcı kılan unsurlar; orta ölçekli bir kent olarak tarım, hayvancılık ve özellikle deniz ticareti sayesinde kendi kendine yetebilmesi ve aynı zamanda dış saldırılara karşı güvenli bir konumda bulunmasıyla açıklanabilir.

 Assos kazıları hala devam ediyor. Bugün sizi en çok heyecanlandıran soru nedir? Hala cevabını aradığınız şey ne?

Hiç şüphesi başta bölgenin yöneticisi Hermias ile Aristoteles olmak üzere Platon’un öğrencilerinin Assos’ta kaldıklarına ilişkin arkeolojik kanıtlar -yazıt veya heykel-bulmak.

Assos’a gelen birçok kişi burada zamanın daha yavaş aktığını söyler. Yıllardır burada çalışan biri olarak siz bu hissi nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında dünyada durağan hiçbir şey yoktur; ancak bazı bölgelerin dinginliği ve manzarası, insanlara huzur verir ve adeta zamanın yavaşladığı duygusunu hissettirir.
Her insan gibi kentlerin de birbirinden çok farklı karakterleri vardır. Assos çevresindeki coğrafi özelliklerin, neredeyse Homeros döneminden günümüze kadar büyük ölçüde değişmeden gelmiş olması dikkat çekicidir. Boğaz görünümünü andıran
Ege Denizi, onun gerisinde yer alan Midilli (Lesbos) Adası ve diğer yönlerde uzanan dağlar ile akarsular, insana sanki dünyanın üzerinde güvenli ve erişilmez bir noktada duruyormuş hissi verir.

Son olarak şunu sormak isteriz: Bugün Athena Tapınağı’nın önünde Ege’ye bakan bir ziyaretçi aslında nasıl bir tarihin ortasında durduğunu sizce ne kadar fark ediyor?

Alandaki gözlemlerim, Assos’a gelen ziyaretçilerin genel olarak iki farklı gruba ayrıldığını göstermektedir.
Birinci grupta yer alan ziyaretçiler, genellikle bir rehber eşliğinde ya da küçük gruplar halinde Athena Tapınağı’nın bulunduğu akropolise çıkarak manzarayı seyretmekte,
birkaç fotoğraf çektikten sonra köy sokaklarında hediyelik eşya alışverişi yapmakta ve ardından bir kafe ya da restoranda vakit geçirmektedir.
İkinci gruptaki ziyaretçiler ise kentin tüm kalıntılarını görme arzusu taşımaktadır. Bu grubun karşılaştığı en önemli sorun, akropolisten güney yamaca inerek agora, tiyatro ve nekropolis gibi alanları gezdikten sonra, sarp kayalık üzerindeki akropolise yeniden tırmanmak zorunda kalmalarıdır.

Hocam, yıllardır Assos’ta kazılar yapıyorsunuz. Sizce Assos’un toprağının altında hala keşfedilmeyi bekleyen en büyük sır ne olabilir?

Kazılar iklim ve üniversitedeki eğitim öğretim faaliyetleri nedeniyle daha çok mayıs ayından aralık ayı sonunda kadar devam etmekte. Bir antik kentte yıkıntılar altında nelerin bizi beklediğini ön görmek mümkün değildir. Bizler kalıntıların işlevlerini ve inşa yılları hakkında yorumlar yapabiliriz. Arkeolojik kazılarda her kazma darbesi sonrasında bir sürprizin ortaya çıkması olağandır.

Bu yazıda yer alan tüm bilgiler ve değerlendirmeler, Prof. Dr. Nurettin Arslan ile yapılan röportajdan derlenmiştir.