Assos Nekropolü: Taşların Arasında Saklı Bir Sessizlik

Assos Nekropolü: Taşların Arasında Saklı Bir Sessizlik

Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak Athena Tapınağı, Antik Tiyatro ya da taş sokaklar gelir. Oysa bu kadim kentin etkileyici bir alanı daha vardır. Assos Nekropolü. Antik çağlarda ‘ölüler kenti’ olarak adlandırılan nekropol alanları, yalnızca defin yerleri değil aynı zamanda bir toplumun hayata, ölüme, sonsuzluğa bakışını anlatan sessiz tanıklardır. Assos Nekropolü bu anlamda, binlerce yıllık hikayeyi taşır.

Nekropol Ne Demektir, Assos’ta

Nekropol kelimesi Yunanca ‘nekros’(ölü) ve ‘polis’(şehir) sözcüklerinden türemiştir. Antik kentlerde nekropoller genellikle şehir surlarını dışında, ana yolların çevresinde konumlanırdı. Bunun temel sebebi hem dini inanışlar hem de günlük yaşamda ölüm alanlarının ayrılmasıydı. Assos Nekropolü, kentin farklı dönemlerde kullanılmış geniş bir alana yayılır. Helenistik Roma ve Bizans dönemlerine ait mezar tiplerinin bir arada görülmesi, Assos’un ne kadar uzun yıllar süren bir yerleşim yeri olduğunu gözler önüne serer.

Burada kaya mezarları, lahitler, sanduka mezarlar ve kremasyon (ölü yakma= izleriyle karşılaşmak mümkündür. Assos’ta yaşayan toplumun sosyal yapısını, ekonomik farklarını ve inanç sistemi açısından oldukça değerlidir.

Taşlara Kazınmış Hayatlar

Assos Nekropolün de bazı mezar taşlarında isimler, semboller ve kısa yazıtlar yer alır. Bu yazıtlar kimi zaman bir tüccarı, kimi zaman bir askeri, kimi zaman da sıradan bir insanı anlatır.

Lahitler (Sarkofaglar)

Bölgeye özgü andezit taşından yapılan lahitler, hem dayanıklılığı hem de işçiliği ile dikkat çeker. Bu mezarlar genellikle yüksek statülü kişilere aittir ve sosyal farklarının göstergesidir.

Sanduka (Kutu) Mezarlar

Daha sade ve mütevazı yapılarıyla öne çıkan sanduka mezarlar, toplumun farklı kesimlerine ait defin geleneklerini yansıtır.

Kremasyon (Yakma) İzleri

M.Ö. 6. Yüzyılda Batı Anadolu’da yaygın olan kremasyon geleneği Assos’ta da görülür. Bu yöntemde yakılan bedenlerin külleri urnalar içine yerleştirilmiştir. Ve nekropol alanında bu urnalara ait kalıntılar bulunmuştur.

Aile Mezarları

Assos’ta ölüm bireysel değil, ailevi bir olgu olarak da ele alındığını  gösteren örnekler mevcuttur. Nitekim 2018 yılında ortaya çıkan yaklaşık olarak 2300 yıllık bir aile mezarında, 21 kişiye ait iskelet ve yakma kalıntılarının bulunması, kuşaklar boyunca süren dedin geleneğinin göstergesi olmuştur.

Antik dünyada ölüm, bugünkü gibi yalnızca bir son durak olarak görülmezdi. Ölümden sonraki yaşam inancı, mezarların özenle hazırlanmasına neden olurdu. Assos Nekropolü’ ndeki mezar yapıları da bu özenin somut bir göstergesidir. Taş işçiliğindeki sadelik ve doğayla uyumu, Assos’un mimarisiyle bire bir uyumlu.

Assos’un Ruhu

Assos’un en çarpıcı özelliklerinden biri, ziyaretçisini acele ettirmeyen bir ruha sahip olması. Nekropol alanı rüzgarın taşların arasından geçerken çıkardığı ses, uzaktan görünen zeytin ağaçlarının dinginliği, ziyaretçilerine huzuru, sakinliği hatırlatır.

Nekropolde geçirilen kısa bir yürüyüş bile, modern hayatın gürültüsünden uzaklaşmak için muhteşem bir fırsat sunar.

Assos Nekropolü, Assos Antik kentinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün bu alanı gezerken, Assos’un neden yüzyıllardır insanları kendine çektiğini daha iyi anlarsınız.

Assos’u keşfetmek sadece antik taşlar arasında dolaşmakla sınırlı değildir. Bu tatilinizi tamamlayan en önemli unsurlardan biri de konaklama sürecidir. İşte tam bu noktada Assos Park Hotel,

Assos Nekropolü’ nde geçirilen sakin ve düşünceli bir günün ardından Assos Park Hotel’ e dönmek, otelin doğayla uyumlu mimarisi, sessizliği ve dingin atmosferi tüm gün yaşadığımız hisleri bize yaşatmaya devam eder. Assos Nekropolün sessizliği, diğer yandan gün batımının aldığı renkler…

Assos Nekropolü, ölümle ilgili bir alan olmasına rağmen, insana yaşamın değerini hatırlatan özel bir yerdir.