Yazın en hareketli günlerinden sonra eylülün sonlarına doğru koyun ritmi değişmeye başlıyor. Bu değişim artık burada yapılacak bir şey yok anlamına gelmiyor. Tam tersine, yazın kalabalığından özellikle uzak durmak isteyenler için farklı bir tatil deneyimi ortaya çıkıyor.
Takvim Eylül ortasını geçti. Şehirde yazlık kıyafetler yavaş yavaş dolapların arka tarafına doğru ilerliyor. Sabah evden çıkarken yanımıza ince bir şey alsak mı diye düşünmeye başladık bile. Ama Assos'ta sabah uyandığınızda takvim başka, gördüğünüz manzara başka bir şey söylüyor.
Athena Tapınağı'nı görmek, Behramkale'nin taş sokaklarında yürümek. Antik Kent'i gezmek, Antik Liman'a inmek, Kadırga Koyu'nun deniziyle tanışmak... İlk geliş biraz merakla geçer.
Ağustosun parlak ve güçlü güneşi biraz yumuşamaya başlamış, günün ilk ve son saatlerinde ışığın rengi değişmiş, taş duvarların üzerine düşen sarı tonlar daha belirgin hale gelmiştir. Zeytin ağaçlarının arasından süzülen güneş başka, denizin üzerinde uzayan ışık başka görünür.
Birinin sizin geleceğinizi bilmesi, oturacağınız yeri hazırlaması, sabahınıza küçük bir özen katması... Belki de ''misafirperverlik'' dediğimiz şey de büyük cümlelerden çok böyle ayrıntılarda saklı.
Assos denildiğinde çoğumuzun yazın tam ortasından bir görüntü beliriyor. Güneşin iyice yükseldiği bir öğle saati, Kadırga Koyu'nun mavisi, plajda geçirilen uzun saatler, taş duvarların üzerine düşen güneş ışığı...
Toplam Blog Yazısı: 215