Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak Athena Tapınağı, antik liman ve Behramkale’nin taş sokakları gelir. Oysa Troas bölgesi yalnızca Assos’tan ibaret değildir. Assos’un çevresinde, çoğu ziyaretçinin fark etmeden geçtiği ya da adını bile duymadığı birçok antik kent bulunur. Bu kentlerin bazıları doğanın içinde saklı kalmış, bazıları ise zamanla neredeyse unutulmuştur. Eğer Assos’a geldiğinizde çevreyi biraz daha keşfetmek isterseniz, bu antik yerleşimler oldukça ilginç duraklar olabilir.
Son yıllarda dünyada ilginç bir kavram konuşulmaya başladı. Niksen. Kelime Hollanda’dan geliyor. Anlamı ise oldukça basit ama modern hayat için oldukça radikal: Hiçbir şey yapmamak. Ama gerçekten hiçbir şey.
Modern hayatın temposu çoğu zaman insanı kendinden uzaklaştırır. Sürekli bir yerlere yetişmek, ekranlara bakmak ve kalabalıkların içinde yaşamak… Bu hızın içinde çoğumuz en önemli kişiyi ihmal ederiz, kendimizi. İşte bu yüzden son yıllarda dünyada hızla büyüyen bir trend var: Solo travel, yani yalnız seyahat etmek.
Assos’a ilk kez gelenlerin en çok söylediği cümlelerden biri genellikle şudur: Denizin rengi neden bu kadar turkuaz? Gerçekten de Assos ve özellikle Kadırga Koyu çevresinde denizin rengi, Türkiye’nin birçok sahiline göre daha açık, daha berrak ve turkuaza yakın tonlarda görünür. Bunun tek bir sebebi yoktur. Assos’un coğrafi yapısı, deniz tabanı, rüzgarlar ve bölgenin doğal yapısı bir araya gelerek bu özel rengi ortaya çıkarır.
Çoğumuz için sessizlik artık nadir bir durum. Evde televizyon açık. Sokakta trafik sesi. Telefonda bildirimler. Sosyal medyada sürekli bir akış… Günün sonunda yoruluyoruz ama neden yorulduğumuzu tam olarak anlamıyoruz. Çünkü bu fiziksel değil, zihinsel bir yorgunluk.
Bu eski Anadolu atasözü, Mart ayını anlatmanın belki de en güzel yollarından biridir. Çünkü Mart, tam olarak ne kış ne de bahardır. Bir güneş açar, insan baharın deldiğini sanır. Ertesi sabah sert eser, hava yeniden soğur ve kışın henüz tamamen gitmediğini hatırlatır.
Toplam Blog Yazısı: 160