Kadırga Koyu sadece bir plaj değil. Etrafı ile bir bütün. Bir yanda Ege Denizi, bir yanda zeytinlikler, birkaç kilometre yukarıda ise Assos Antik Kenti… Bugün bu Mavi Bayraklı deniziyle doğa tutkunlarını, geniş taşlı, çakıllı plajıyla aileleri, antik tiyatro ve Athena Tapınağı’na birkaç dakikalık mesafesiyle de tarihe meraklı olanları da aynı anda ağırlıyor.
Bazen tatil, sadece bir yer değiştirmek değil; biraz yavaşlamak biraz da kendimize dönmektir. İstanbul’un, Ankara’nın ya da herhangi bir şehrin gürültüsünden uzaklaşıp, denizin ve tarihin iç içe geçtiği o sakinliğe karışmak isterseniz, yolunuz bir şekilde Assos’a düşer.
Bazı yerler vardır, sadece gezilmez. Dinlenir. Assos da onlardan biri. Buraya ilk kez gelenlerin çoğu aynı şeyi söyler. ‘Bir tuhaflık var burada’ Ama bu tuhaflık öyle rahatsız edici bir şey değil. Aksine insanın içine işleyen bir sakinlik. Biz de merak ettik.
Assos’a Gelmeden Önce Bilmeniz Gerekenler Assos, ilk bakışta sadece güzel bir deniz tatili gibi görünür. Ama buraya gelenlerin çoğu birkaç gün sonra aynı şeyi fark eder. Burası sadece gezilecek bir yer değil, yaşanan bir deneyimdir. Zamanın daha yavaş aktığı, sabahların daha sessiz başladığı ve akşamların daha uzun sürdüğü bir yer…
Assos’un eşsiz doğasında, bazen en güçlü deneyimler en basit olanlardır. Terlikleri bir kenara bırakıp çıplak ayakla toprağa, çime, kuma ve denize dokunmak…
Deniz çoğu insan için yalnızca serinlemek, yüzmek ya da tatilim keyfini çıkarmak anlamına gelir. Oysa bazı yerlerde deniz, bundan çok daha fazlasını sunar. Assos’ta özellikle Kadırga Koyu’nda denize girdiğinizde çoğu kişinin söylediği ortak bir şey vardır. Bu su insana gerçekten iyi geliyor.
Toplam Blog Yazısı: 220