Assos yalnızca antik kenti ve Kadırga Koyu ile bilinen bir yer değildir. Bölgenin diğer güzellikleri küçük köylerde saklıdır. Kaz Dağlarının eteklerinde ve Ege kıyılarında yer alan bu köyler farklı manzaralar ve farklı yaşam ritimleri sunar.
Assos’ta Ağustos ayı; güneşli ama bunaltıcı olmayan, hareketli ama hala huzurlu kalabilen bir yaz demektir. Sabah erken saatlerde deniz berrak ve sakindir. Öğle saatlerinde Ege’nin o meşhur meltemi esmeye başlar. Akşam üstü ise güneş yavaş yavaş yumuşamaya başlar ve kıyı altın tonlara bürünür.
Tatile çıkarken çoğu insanın aklına ilk gelen şeyler bellidir. Mayo, güneş kremi, şapka, terlik… Özellikle deniz tatiline giderken listemiz klasiktir. Ama Assos söz konusu olunca durum biraz farklıdır. Çünkü Assos yalnızca denize girilen bir yer değil; insanı yavaşlatan, düşündüren ve doğayı yeniden fark etmemizi saplayan bir bölgedir. Buraya gelen birçok kişi ilk günlerde fark etmeden telefonunu daha az kullanmaya, daha uzun yürüyüşler yapmaya ve çevresini daha dikkatli incelemeye başlar.
Assos’ta akşamın gelişi yavaş olur. Gün boyu turkuaz görünendeniz, güneş ufka yaklaşırken ağır ağır koyulaşır. Sahildeki hareket azalır, rüzgar hafifler ve Kadırga Koyu’nun o tanıdık sakinliği gelir. Güneşin telaşı bittiğinde geriye yalnızca denizin sesi ve ufuk çizgisi kalır.
Büyük şehirlerde uyku bazen gerçekten zor olabilir. Trafik sesleri, telefon bildirimleri, sokak gürültüsü… Gün boyu zihnimiz sürekli bir şeylerle meşguldür. Assos’a gelen misafirlerin ilk fark ettiği şey sessizliktir. Assos Park Hotel’ de gece olduğunda duyulan en belirgin ses çoğu zaman denizin dalgalarıdır. Kadırga Koyu’nun berrak suları kıyıya vurur. Bu ses şehirdeki gürültüden tamamen farklıdır. Gürültü değil, daha çok sakin bir fon sesi gibidir.
Son yıllarda dünyada ilginç bir kavram konuşulmaya başladı. Niksen. Kelime Hollanda’dan geliyor. Anlamı ise oldukça basit ama modern hayat için oldukça radikal: Hiçbir şey yapmamak. Ama gerçekten hiçbir şey.
Toplam Blog Yazısı: 160