Assos’a Gelmeden Önce Bilmeniz Gerekenler Assos, ilk bakışta sadece güzel bir deniz tatili gibi görünür. Ama buraya gelenlerin çoğu birkaç gün sonra aynı şeyi fark eder. Burası sadece gezilecek bir yer değil, yaşanan bir deneyimdir. Zamanın daha yavaş aktığı, sabahların daha sessiz başladığı ve akşamların daha uzun sürdüğü bir yer…
İlkbahar geldiğinde Assos bambaşka bir yüzünü gösterir. Kışın rüzgarla sertleşen doğa yavaş yavaş uyanır, zeytin ağaçlarının arasında yeni yeşil tonlar belirir ve toraklar küçük renklerle dolmaya başlar. Mor çiçekler, sarı papatyalar, kırmızı gelincikler ve yabani otlar Assos’un taşlı arazisini adeta doğal bir tabloya döner.
Assos’un eşsiz doğasında, bazen en güçlü deneyimler en basit olanlardır. Terlikleri bir kenara bırakıp çıplak ayakla toprağa, çime, kuma ve denize dokunmak…
Deniz çoğu insan için yalnızca serinlemek, yüzmek ya da tatilim keyfini çıkarmak anlamına gelir. Oysa bazı yerlerde deniz, bundan çok daha fazlasını sunar. Assos’ta özellikle Kadırga Koyu’nda denize girdiğinizde çoğu kişinin söylediği ortak bir şey vardır. Bu su insana gerçekten iyi geliyor.
Bazı sofralar sadece tabaktakilerle hatırlanmaz. Bazen bir lokmayı unutursunuz ama o anın kokusu aklında kalır. Denizden gelen hafif iyotlu esinti, güneşte ısınmış taşların kokusu, zeytin ağaçlarının arasından geçen rüzgar, uzaktan gelen o temiz tuzlu hava…
Bazı yerler yalnızca manzaralarıyla değil, sesleriyle de hafızada kalır. Assos da tam olarak böyle bir yer. Buraya gelenlerin çoğu önce denizi, taş evleri, antik atmosferi ve Athena Tapınağını anlatır. Ama Assos’ta birkaç gün geçiren biri, zamanla başka bir şeyi de fark eder. Buranın kendine özgü bir ses dünyası vardır. Şehirde alıştığımız korna, kalabalık ve telaş yerini burada daha doğal çok daha sakin seslere bırakır.
Toplam Blog Yazısı: 160