Assos ve çevresi yalnızca tarihi kalıntıları, taş sokaklar ve eşsiz manzarasıyla değil, aynı zamanda zengin mutfak kültürüyle dikkat çeker. Assos’ta yemek kültürü doğayla iç içe geçmiş bir yaşamın parçasıdır. Sofralarda genellikle zeytinyağı, taze sebzeler, yabani otlar bulunur.
Assos’ta tatil yapanların çoğu bir noktada aynı şeyi düşünür. Buraya kadar gelmişken Kaz Dağları’nı da görsek mi? Cevap net: Kesinlikle evet. Çünkü Assos ile Kaz Dağları arasındaki mesafe düşündüğünüzden çok daha kısa. Ve bu kısa yolculuk, sizi bambaşka bir doğanın içine götürür.
Assos, çocukla tatil yapmanın zor olmadığını hissettiren yerlerden biridir. Assos’un ilk fark edilen özelliği ise sakinliği olur. Ama bu sadece sessizlik değildir. Burada zaman yavaş akar, kimse acele etmez. Günler planlanmak zorunda değildir. Bu da çocuklu tatili kolaylaştıran önemli şeylerden biridir.
Bazı yerler vardır, sadece gezilmez. Bir şekilde insanın içinde kalır. Assos’ta bunlardan biri. Buraya ilk kez gelen herkes önce denizi fark eder. Sonra taş evleri, zeytin ağaçlarını, rüzgarı… Ama biraz zaman geçtikten sonra şunu anlarlar: Assos sadece bir tatil rotası değil, aynı zamanda bir deneyimdir.
Bazı tatiller vardır, sadece dinlendirir. Bazıları ise insanın içinde küçük bir farkındalık bırakır. Son yıllarda insanlar artık sadece güzel bir manzara aramıyor. Nerede kaldığını, ne yediğini, doğaya nasıl bir iz bıraktığını da sorguluyor. İşte tam bu noktada sürdürülebilir tatil kavramı ortaya çıkıyor.
Bazı ağaçlar sadece gölge vermez. Bazıları bir zamanlar bir bölgenin kaderini belirler. Assos’un çevresindeki tepelerde, zeytin ağaçlarının arasında sessizce yükselen palamut meşeleri de tam olarak böyle ağaçlardır. Bugün çoğu insan onların yanından fark etmeden geçip gider. Oysa bir zamanlar bu ağaçlar, Ege’nin en değerli doğal kaynaklarından biri olarak görülüyordu.
Toplam Blog Yazısı: 160