Sabah yürüyüşü sonrası kısa bir yüzme, öğle saatlerinde serin bir mola ve akşamüstü tekrar denize girmek… Denizin berraklığı her ay da olduğu gibi bu ay da oldukça dikkat çekicidir. Kuzey Ege’nin temiz suları sayesinde sahilden birkaç metre açıldığınızda bile denizin altını net bir şekilde görebilirisiniz.
Assos’a gelen birçok kişi ilk günlerde klasik tatil anlayışları ile hareket eder. Hızlı planlar yapılır, görülmesi gereken yerler listelenir, her günün programı hazırlanır. Ama Assos birkaç gün sonra misafirlere öğretir ki burada bazı şeyleri yapmamak, aslında tatilin en güzel kısmıdır.
Assos ve çevresi yalnızca tarihi ve deniziyle değil, aynı zamanda mutfağıyla da oldukça zengin bir bölgedir. Assos’ta gezerken bazen bir zeytinyağı, bazen bir peynir, bazen de adını daha önce hiç duymadığınız bir tatlıyla karşılaşabilirsiniz.
Assos’ta sabah kahvaltısında tabağınıza gelen otlu gözleme yalnızca sıcak bir hamur işi değildir. İçindeki her malzeme toprağın bir parçasıdır. Radika, arapsaçı, şevketi bostan ya da mevsimine göre toplanan diğer yabani otlar.
Zeytin ağaçlarının gölgesinde unutulmaz bir huzur molası. Assos Park Hotel ê adım attığınızda hissettiğini şey gerçekten huzur. Gürültü değil, kalabalık değil… Sakinlik, önünüzde Kadırga Koyu’nun mavisi, arkanızda zeytin ağaçlarının gölgesi.
Bazı yerler vardır, kendini hemen göstermez. Ne yüksek sesle konuşur ne de dikkat çekmeye çalışır. Sadece oradadır. Assos’un da böyle bir tarafı var. İlk bakışta deniz, taş evler, rüzgar… Ama biraz zaman geçince gözün başka şeylere takılmaya başlar. Bir dalın ucunda kıpırdayan bir yaprak. Taşların arasından hızla geçen küçük bir gölge. Rüzgarla birlikte yayılan keskin bir kekik kokus
Toplam Blog Yazısı: 178