Birinin sizin geleceğinizi bilmesi, oturacağınız yeri hazırlaması, sabahınıza küçük bir özen katması... Belki de ''misafirperverlik'' dediğimiz şey de büyük cümlelerden çok böyle ayrıntılarda saklı.
Bugün rotamızda antik bir kent, saklı bir koy ya da Assos çevresinde keşfedilecek bir köy yok. Kadırga Koyu'nda, denizin hemen yanı başındaki Assos Park Hotel' i daha yakından tanıyoruz.
Assos'a geldiğinizde manzaranın başka türlü olduğunu fark edersiniz. Burada sahnenin başrolünde palmiyeler değil; zeytin ağaçları, makiler, çamlar, taşlık yamaçlar ve Kuzey Ege'nin kendine özgü bitki örtüsü vardır.
Buraya gelenlerin çoğu sadece güzel bir koy görüp dönmüyor. Sabah erken saatlerde denizin neredeyse cam gibi olduğu anlara tanık oluyor, taş sokaklarda acele etmeden yürüyor, gün batımını izlerken telefonuna bakmayı unutuyor. Assos'a ilk kez gelen birçok kişi ayrılırken bir sonraki tatilini düşünmeye başlıyor.
Yıllar önce içtiğimiz bir kahvenin tadını, fincanı desenini ya da masanın üzerinde ne olduğunu büyük ihtimalle hatırlamayız. Ama karşımızda kimin oturduğunu, o gün ne konuştuğumuzu, neden güldüğümüzü ya da bize söylenen bir cümlenin içimizde bıraktığı duyguyu bazen hiç unutmayız.
Yaz mevsimi göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Bir bakmışsınız takvim ağustosun son günlerini göstermeye başlamış. Eğer bu yaz henüz kısa bir kaçamak yapmadım ya da deniz tatilini erteledim diyorsanız, hala geç değil.
Toplam Blog Yazısı: 215