Assos’a gelen birçok kişi ilk günlerde klasik tatil anlayışları ile hareket eder. Hızlı planlar yapılır, görülmesi gereken yerler listelenir, her günün programı hazırlanır. Ama Assos birkaç gün sonra misafirlere öğretir ki burada bazı şeyleri yapmamak, aslında tatilin en güzel kısmıdır.
Assos ve çevresi yalnızca tarihi ve deniziyle değil, aynı zamanda mutfağıyla da oldukça zengin bir bölgedir. Assos’ta gezerken bazen bir zeytinyağı, bazen bir peynir, bazen de adını daha önce hiç duymadığınız bir tatlıyla karşılaşabilirsiniz.
Temmuz ayı Ege’de en canlı, en parlak dönemidir. Güneş daha dik, deniz daha berrak, akşamüstü ışığı daha altın renklidir. Ancak bazı yerlerde Temmuz kalabalık ve yorucu olabilir. Ancak Kuzey Ege ‘de ise daha farklı bir ritim vardır.
Zeytin ağaçlarının gölgesinde unutulmaz bir huzur molası. Assos Park Hotel ê adım attığınızda hissettiğini şey gerçekten huzur. Gürültü değil, kalabalık değil… Sakinlik, önünüzde Kadırga Koyu’nun mavisi, arkanızda zeytin ağaçlarının gölgesi.
Havada Ege’nin o tanıdık tuzlu kokusu, rüzgarda hafif bir zeytin dalı hışırtısı. Kışın sessizliği yavaş yavaş dağılıyor, Behramkale’nin taş yolları, Athena Tapınağı’nın sütunları, Kadırga Koyu’nun mavi suları uyanıyor. Hadi sezon başlasın.
Bazı yerler vardır, kendini hemen göstermez. Ne yüksek sesle konuşur ne de dikkat çekmeye çalışır. Sadece oradadır. Assos’un da böyle bir tarafı var. İlk bakışta deniz, taş evler, rüzgar… Ama biraz zaman geçince gözün başka şeylere takılmaya başlar. Bir dalın ucunda kıpırdayan bir yaprak. Taşların arasından hızla geçen küçük bir gölge. Rüzgarla birlikte yayılan keskin bir kekik kokus
Total Blog Posts: 175