Assos ve cevresi gezi onerileri
İlkbahar geldiğinde Assos bambaşka bir yüzünü gösterir. Kışın rüzgarla sertleşen doğa yavaş yavaş uyanır, zeytin ağaçlarının arasında yeni yeşil tonlar belirir ve toraklar küçük renklerle dolmaya başlar. Mor çiçekler, sarı papatyalar, kırmızı gelincikler ve yabani otlar Assos’un taşlı arazisini adeta doğal bir tabloya döner.
Assos’un eşsiz doğasında, bazen en güçlü deneyimler en basit olanlardır. Terlikleri bir kenara bırakıp çıplak ayakla toprağa, çime, kuma ve denize dokunmak…
Bazı yerler yalnızca manzaralarıyla değil, sesleriyle de hafızada kalır. Assos da tam olarak böyle bir yer. Buraya gelenlerin çoğu önce denizi, taş evleri, antik atmosferi ve Athena Tapınağını anlatır. Ama Assos’ta birkaç gün geçiren biri, zamanla başka bir şeyi de fark eder. Buranın kendine özgü bir ses dünyası vardır. Şehirde alıştığımız korna, kalabalık ve telaş yerini burada daha doğal çok daha sakin seslere bırakır.
Assos’ta tatil yapanların çoğu bir noktada aynı şeyi düşünür. Buraya kadar gelmişken Kaz Dağları’nı da görsek mi? Cevap net: Kesinlikle evet. Çünkü Assos ile Kaz Dağları arasındaki mesafe düşündüğünüzden çok daha kısa. Ve bu kısa yolculuk, sizi bambaşka bir doğanın içine götürür.
Bazı yerler vardır, sadece gezilmez. Bir şekilde insanın içinde kalır. Assos’ta bunlardan biri. Buraya ilk kez gelen herkes önce denizi fark eder. Sonra taş evleri, zeytin ağaçlarını, rüzgarı… Ama biraz zaman geçtikten sonra şunu anlarlar: Assos sadece bir tatil rotası değil, aynı zamanda bir deneyimdir.
Bazı tatiller vardır, sadece dinlendirir. Bazıları ise insanın içinde küçük bir farkındalık bırakır. Son yıllarda insanlar artık sadece güzel bir manzara aramıyor. Nerede kaldığını, ne yediğini, doğaya nasıl bir iz bıraktığını da sorguluyor. İşte tam bu noktada sürdürülebilir tatil kavramı ortaya çıkıyor.
Total Blog Posts: 207