Eylülün bir rengi olsaydı, Assos'ta muhtemel altın olurdu.
Ağustosun parlak ve güçlü güneşi biraz yumuşamaya başlamış, günün ilk ve son saatlerinde ışığın rengi değişmiş, taş duvarların üzerine düşen sarı tonlar daha belirgin hale gelmiştir. Zeytin ağaçlarının arasından süzülen güneş başka, denizin üzerinde uzayan ışık başka görünür.
Biz buna ''Altın Eylül'' diyelim.
Eylül ışığının farklı görünmesinin arkasında yalnızca romantik bir his yok. Yaz ilerleyip sonbahara yaklaşırken Güneş'in gökyüzündeki konumu değişmeye başlar. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde güneş ışınları atmosfere daha düşük açıyla ulaşır. Işık atmosferde daha uzun bir yol kat ederken mavi tonlar daha fazla dağılır; sarı, turuncu ve kırmızı tonlar daha belirgin hake gelebilir.
Fotoğrafçılıkta gün doğumundan sonraki ve gün batımından önceki bu yumuşak ışıklı zaman dilimi çok beğenilir.
Assos'un doğal taşları da bu ışıkla buluştuğunda ortaya bambaşka görüntüler çıkar.
Behramkale'nin taş evleri, antik kentlerin binlerce yıllık duvarları ve Athena Tapınağı'nın sütunları günün son ışıkları altında sanki biraz daha sıcak bir renge bürünür.
İşte Assos'taki ''Altın Eylül'' biraz da burada hissedilir.
Takvim 1 Eylül'ü gösterdiğinde zihnimizde bir düğmeye basılıyor sanki.
Yaz bitti.
Oysa doğa takvim yapraklarından bağımsız...
Kuzey Ege'de Eylül ayında sıcak ve güneşli günlerle karşılamak mümkün. Deniz suyu da havaya göre daha yavaş ısınıp soğuduğu için yaz boyunca biriktirdiği ısıyı bir anda kaybetmez. Elbette hava ve deniz koşulları yıldan yıla, hatta günden güne değişebilir; ancak Eylül, Assos'ta denizin tatilinin dona erdiği anlamına gelmez.
Hatta bazı tatilciler için tam tersidir.
Temmuz ve Ağustos'un yüksek yaz enerjisinin ardından Eylül daha sakin bir ritim sunabilir.
Sabah denize girilir, öğleden sonra biraz dinlenilir, güneş yumuşamaya başladığında Behramkale'ye çıkılır.
Bir günde yazı yaklaşan sonbaharı hissetmek mümkündür.
Athena Tapınağı'nda Eylül Işığı
Eylülün Assos'a neden bu kadar yakıştığını anlamak için günün son saatlerinde Athena Tapınağı'nın bulunduğu akropole çıkmak yeterli olabilir.
Bir tarafta antik kentin taşları, diğer tarafta uçsuz bucaksız Ege...
Ve karşınızda Midilli...
Güneş alçaldıkça taşların rengi değişmeye, gölgeler uzamaya başlar. Birkaç saat önce açık gri görünen taşlar sarıya ve bala çalan tonlara bürünebilir.
Kadırga Koyu'nda Gün Biraz Daha Yavaşlar
Akropolün yukarısındaki tarihi atmosferden deniz seviyesine, Kadırga Koyu'na indiğinizde Eylül'ün başka bir yüzüyle karşılaşırsınız.
Burada günün ritmini deniz belirler.
Sabah saatlerinde kıyı daha sakin olabilir. Öğle saatlerinde güneş yeniden yazı hatırlatırken akşamüstüne doğru ışık yavaş yavaş yumuşar.
Eylülün belki de en güzel taraflarından biri budur: Bir şey yapmak için acele etmeniz gerekmez.
Sabah deniz, öğleden sonra uzun bir kahve, akşama doğru Antik Kent...
Kadırga Koyu'nda denize sıfır konumlanan Assos Park Hotel'de Eylül tatilinin güzel taraflarından biri de yaz ile sonbahar arasındaki bu geçişi doğrudan hissedebilmektir.
Assos Park Hotel'de sabah denizin kenarında başlayan gün, zeytin ağaçlarının arasındaki bahçede devam eder. Gün içinde havuz ve plaj keyfi yapılabilir; akşamüstü ise Assos'un tarihi noktalarını keşfetmek için yola çıkılabilir.
Yazın güzel olması için mutlaka Temmuz ya da Ağustos olması gerekmiyor. Bazen en güzel yaz günlerinden biri, takvim çoktan Eylül'ü gösterirken karşınıza çıkabiliyor.
Ve güneş Assos'un taşlarına, zeytin ağaçlarına ve Ege'nin üzerine o sıcak ışığı bıraktığında insanın aklından tek bir cümle geçiyor.
Altın Eylül, Assos'a gerçekten çok yakışıyor.
Toplam Blog Yazısı: 212