Yılın sonuna doğru birçok insan benzer bir duygunun içinde bulur kendini. Aylar geçmiş, işler yapılmış planlar kovalanmış, sorumluluklar yerine getirilmiştir. Zaman ilerlerken hayatta hız kesmeden devam etmişti. Dışarıdan bakıldığında yıl dolu dolu geçmiş gibi görünür. Ama insan bazen tam da bu noktada kendine şu soruyu sormak ister:
Yazın o parlak, hızlı kalabalık hali yavaş yavaş çekilirken geriye sakin, daha yumuşak, daha derin bir zaman kalır. Güneş hala vardır ama artık yakmaz. Rüzgar eser ama serinlemekten çok dinlendirir. Deniz hala çağırır…
Ege kıyıları yalnızca denizi ve antik kentleriyle değil, aynı zamanda köklü tarım kültürüyle de bilinir. Zeytin ağaçları bu coğrafyanın en belirgin simgesi olsa da üzüm bağları da yüzyıllardır bölgenin yaşamın bir parçasıdır. Assos ve çevresinde dolaşırken, zeytinliklerin arasında küçük üzüm bağlarına rastlamak mümkündür. Bu bağlar Ege kırsalının eski üretim geleneğini hatırlatan küçük ama anlamlı izler taşır.
Assos yalnızca gündüzleri etkileyici bir yer değildir. Güneş battığında bölge bambaşka bir atmosfere bürünür. Denizin üzerinde esen hafif rüzgar, zeytin ağaçlarının arasındaki sessizlik ve gökyüzünde beliren yıldızlar Assos gecelerini oldukça özel kılar.
Ege kıyılarında balık yalnızca bir ana yemek değildir. Bazen sofranın en değerli başlangıcı, bazen de deniz kültürünün en güçlü temsilcisidir. Assos ve çevresinde yıllardır yapılan iskorpit çorbası da bu geleneğin en özel lezzetidir. Dış görünüşü dikenli ve sert olan iskorpit balığı, doğru şekilde hazırlandığında oldukça aromatik ve güçlü bir çorba ortaya çıkarır. Bu yüzden Ege kıyılarındaki balıkçı sofralarında iskorpit çorbasının ayrı bir yeri vardır.
Assos’ta Ağustos ayı; güneşli ama bunaltıcı olmayan, hareketli ama hala huzurlu kalabilen bir yaz demektir. Sabah erken saatlerde deniz berrak ve sakindir. Öğle saatlerinde Ege’nin o meşhur meltemi esmeye başlar. Akşam üstü ise güneş yavaş yavaş yumuşamaya başlar ve kıyı altın tonlara bürünür.
Toplam Blog Yazısı: 178