Kış aylarının sakinliği geride kaldı. Assos yine yerinde, deniz yine aynı mavilikte; ama, artık sahilde dinlenmeye gelmiş, gülen eğlenen insanlar var. Sabah kahvaltılarında sohbetler uzuyor, gün batımında kıyıda bekleyen insanlar çoğalıyor. Nisan’la birlikte sezon başladı, kapılar açıldı ve Assos Park Hotel yeniden misafirlerini ağırlamaya başladı.
Ege’nin en güzel koylarından birine bakan, volkanik bir tepenin yamacına kurulmuş bir antik kent düşünün. Adı Assos. Behramkale köyü’ nün taş evleri arasında dolaşırken bir anda kendini M.Ö. 4.yüzyılda bulursun. İşte tam bu yürüyüş sırasında, Athena Tapınağı’ndan aşağı inen patikada karşına çıkan yer Agora’dır. Antik dönemde kentin merkeziydi.
Bazı yerler vardır; gezilir, fotoğrafı çekilir, anlatılır. Bazı yerler insana içten içe şunu söyler: Burada yaşanılır… Bu cümle çoğu zaman bilinçli olarak söylenmez. Bir anda içimizden gelir. Bir sabah kahvenizi içerken, Athena Tapınağından gün batımı manzarasına bakarken ya da hiçbir şey yapmadan.
Assos, yalnızca gündüzleri değil, geceleri de etkileyici bir coğrafyaya sahiptir. Şehir ışıklarından uzak konumu, yüksek rakımı ve açık ufku sayesinde Assos ve çevresi, yıldız gözlemi yapmak isteyenler için Kuzey Ege’nin en özel yerlerinden biridir. Özellikle yaz sonu ve sonbahar aylarında, ay ışığının az olduğu gecelerde gökyüzü neredeyse çıplak gözle izlenebilecek kadar net olur.
Son misafir uğurlanır. Taş avludan ayak sesleri çekilir. Bir süre sonra rüzgarın sesi daha net duyulur. Deniz hala mavi ama suyu artık daha da soğuk, havuz kenarındaki minder toplanmaya başlar.
Evlilik yıldönümü kutlamaları zamanla değişir. İlk yıllarda daha heyecanlı, coşkulu ve romantik sürprizlerle dolu kutlanırken, yıllar geçtikçe daha sakin ve birlikte geçirilen kaliteli zamana odaklanılan bir hal alır.
Toplam Blog Yazısı: 160