Ege kıyıları yalnızca denizi ve antik kentleriyle değil, aynı zamanda köklü tarım kültürüyle de bilinir. Zeytin ağaçları bu coğrafyanın en belirgin simgesi olsa da üzüm bağları da yüzyıllardır bölgenin yaşamın bir parçasıdır. Assos ve çevresinde dolaşırken, zeytinliklerin arasında küçük üzüm bağlarına rastlamak mümkündür. Bu bağlar Ege kırsalının eski üretim geleneğini hatırlatan küçük ama anlamlı izler taşır.
Ege mutfağı denildiğinde çoğu kişinin aklına zeytinyağı, deniz ürünleri ve otlar gelir. Ancak bu bölgenin bir de doğal ve ferahlatıcı içecekleri olan, özellikle yaz aylarında sıkça tüketilen koruk suyu ve karadut suyu vardır.
Assos yalnızca antik kenti ve Kadırga Koyu ile bilinen bir yer değildir. Bölgenin diğer güzellikleri küçük köylerde saklıdır. Kaz Dağlarının eteklerinde ve Ege kıyılarında yer alan bu köyler farklı manzaralar ve farklı yaşam ritimleri sunar.
Assos’ta Ağustos ayı; güneşli ama bunaltıcı olmayan, hareketli ama hala huzurlu kalabilen bir yaz demektir. Sabah erken saatlerde deniz berrak ve sakindir. Öğle saatlerinde Ege’nin o meşhur meltemi esmeye başlar. Akşam üstü ise güneş yavaş yavaş yumuşamaya başlar ve kıyı altın tonlara bürünür.
Tatile çıkarken çoğu insanın aklına ilk gelen şeyler bellidir. Mayo, güneş kremi, şapka, terlik… Özellikle deniz tatiline giderken listemiz klasiktir. Ama Assos söz konusu olunca durum biraz farklıdır. Çünkü Assos yalnızca denize girilen bir yer değil; insanı yavaşlatan, düşündüren ve doğayı yeniden fark etmemizi saplayan bir bölgedir. Buraya gelen birçok kişi ilk günlerde fark etmeden telefonunu daha az kullanmaya, daha uzun yürüyüşler yapmaya ve çevresini daha dikkatli incelemeye başlar.
Assos’ta akşamın gelişi yavaş olur. Gün boyu turkuaz görünendeniz, güneş ufka yaklaşırken ağır ağır koyulaşır. Sahildeki hareket azalır, rüzgar hafifler ve Kadırga Koyu’nun o tanıdık sakinliği gelir. Güneşin telaşı bittiğinde geriye yalnızca denizin sesi ve ufuk çizgisi kalır.
Toplam Blog Yazısı: 214