Bu cümle ilk bakışta klişe gibi durur. Telefonu bırak, kendine dön söylemini çok duyduk. Ama Assos’ta olan şey, bir sloganın ötesinde. Burada insan telefonu bilinçli olarak bırakmaz ama çoğu zaman elinin gittiğini fark etmez. Çünkü ihtiyaç azalır.
Bazı anlar vardır, takvimde bir gün olarak görünür ama aslında bir ömür boyu hatırlanacak bir sahneye dönüşür. ‘Evet’ seninle bir ömür boyu… Assos Park Hotel, tam da böyle büyülü ‘Evet’ anlarına ev sahipliği yapacak kadar özel bir yer. Denize sıfır özel plajı, huzurlu atmosferi, taş mimarisi ve Athena Tapınağı’na yakınlığıyla romantizmin ve tarihin buluştuğu bir yer.
Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak tepede yükselen Athena Tapınağı gelir. Oysa tapınaktan aşağı doğru baktığınızda gözünüze çarpan o küçük, taş evlerle çevrili koy Assos Antik Liman.
Son yıllarda ‘Blue Zone’ yani ‘Mavi Bölge’ kavramı sıkça konuşuluyor. Bu terim dünyada insanların ortalamadan daha uzun ve sağlıklı yaşadığı bölgeler için kullanılıyor. Bu yerlerden biri de Ege’ deki Ikaria adası. Peki karşı kıyıda duran Assos için böyle bir benzetme yapmak mümkün mü?
Assos’ta denize baktığınızda ilk fark edilen şey suyun berraklığı, maviliğidir. Aşağılara bakarsanız kayaların arasında başka hayat dikkatinizi çeker. Denizle karanın tam sınırında, dalgaların ulaşıp çekildiği o dar hatlara tutunmuş deniz fasulyeleri.
Assos kıyısında gün batımına doğru denize baktığınızda, ufuk çizgisinin hemen üzerinde başka bir ülkenin varlığını çıplak gözle görebilirsiniz. Midilli Adası. Hava açıksa, gün batımı çökerken karşı kıyının ışıkları da tek tek belirmeye başlar. O an hissedilen şey yalnızca bir manzara estetiği değil, daha çok sınırda olma duygusudur.
Toplam Blog Yazısı: 178