Çok tanrılı inanç sisteminin hakim olduğu Antik Çağ’da tanrılarla insanlar arasındaki bağın kurulduğu kutsal mekanlardan biri altarlardır. Bu alanlar yalnızca adak sunulan yerler değil, aynı zamanda doğayla, gökyüzüyle ve tanrısal güçlerle kurulan sembolik temas noktalarıydı.
Bazı kapılardan içeri adım attığınızda zaman yavaşlar. Gürültü, yorgunluk geride kalır, omuzlar fark etmeden gevşer. Assos Park Hotel’ in kapısından içeri girdiğinizde hissedeceğiniz duygu tam olarak budur. Burada sizi yalnızca bir otel değil, sakinlik doğa içten bir misafirperverlik karşılar.
Assos’un taş sokaklarında dolaşırken Ege’nin tuzlu kokusuna karışan zeytin ağaçlarının huzuru insanı sarar. Athena Tapınağı’nda aşağıya, antik limana doğru inerken göz alabildiğince uzanan mavi deniz ve karşıda Midilli’nin silueti görünür. Burası binlerce yıllık felsefenin, mimarinin ve dinginliğin buluştuğu bir coğrafyadır.
Assos’a gelen herkesin ilk fark ettiği şey, buranın yalnızca bir tatil beldesi olmadığıdır. Taş sokaklar, zeytin ağaçları ve denize doğru açılan manzaralar arasında taş evler. Assos’un kalbi sayılan Behramkale köyünde dolaşırken, taş evlerin birbirine yaslanarak rüzgara karşı durduğunu görürsünüz. Bu evler gösterişten uzak ama karakterlidir. Her biri Assos’un sade anlayışını mimarisi ile de anlatır.
Assos denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak Athena Tapınağı, Antik Tiyatro ya da taş sokaklar gelir. Oysa bu kadim kentin etkileyici bir alanı daha vardır. Assos Nekropolü. Antik çağlarda ‘ölüler kenti’ olarak adlandırılan nekropol alanları, yalnızca defin yerleri değil aynı zamanda bir toplumun hayata, ölüme, sonsuzluğa bakışını anlatan sessiz tanıklardır. Assos Nekropolü bu anlamda, binlerce yıllık hikayeyi taşır.
Ezine peyniri, yalnızca bir kahvaltılık değil, sabırla, emekle yapılan bir lezzettir. Bugün sofralarımızda severek tükettiğimiz bu peynirin arkasında, aylar süren bir üretim süreci, aceleye gelmemesi.
Toplam Blog Yazısı: 176